Telefon: +90 312 473 90 50

E-Mail : alantar@alantar.com.tr

  • English
  • Türkçe

Limited Şirket Ortaklarının, İş Kazası Sigorta Olaylarında Sosyal Güvenlik Kurumunun Rücu Alacaklarına Konu Edilip Edilemeyeceği

3_1474527847.jpg

LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ, İŞ KAZASI SİGORTA OLAYLARINDA SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNUN RÜCU ALACAKLARINA KONU EDİLİP EDİLEMEYECEĞİ

I- MEVZUAT

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21’inci maddesine göre; iş kazası nedeniyle kazalıya yapılan/yapılacak ödemeler ile bağlanacak gelir, SGK tarafından işverene[1] ödettirilmektedir.

5510 sayılı Kanunun 88’inci maddesine göre, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaktadır.

5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 37’nci maddesine göre, süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idarî para cezaları, gecikme zamları, katılım payları SGK alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

5510 sayılı Kanunun 88’inci maddesine göre hazırlanarak yürürlüğe konulan “Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilere İlişkin Yönetmeliğin” 4’üncü maddesinde, diğer alacaklar kavramına açıklık getirilmiş, buna göre, sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri ile işsizlik sigortası primleri hariç olmak üzere, 5502 sayılı Kanunun 37’nci maddesinde yer alan ve süresi içinde ödenmemesi nedeniyle SGK alacağına dönüşen alacaklar ile kendi özel kanunlarında SGK’ ye takip ve tahsil yetkisi verilen alacaklar, diğer alacaklar kapsamında sayılmıştır.

Yönetmeliğin 4’üncü maddesinde “borçlu”; SGK alacağını ödemek zorunda olan gerçek kişiler veya bunların kanuni temsilcilerini, mirasçılarını, kefillerini, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenleri, tüzel kişiler ile tüzel kişiliği haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzey yöneticileri ve yetkilileri ile kanuni temsilcilerini ya da kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlilerini, yabancı şahıs ve temsilcilerini, işveren vekillerini, alt işvereni, geçici iş ilişkisi ile sigortalıyı devir alan işvereni, işyerinin devralınması veya intikal etmesi ya da başka bir işyerine katılması veya birleşmesi hâlinde yeni işvereni olarak tanımlanmıştır.

6183 sayılı Kanunun 1, 2 ve 3’üncü maddelerinde amme alacağı/amme borçlusu kavramı tanımlanmış, borçlu terimi; amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade etmek üzere kullanılmıştır.

6183 sayılı Kanunun 35’inci maddesine göre; limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

II- YARGI KARARLARINA BAKIŞ

  • İş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında, olayın meydana gelmesinde kişisel bir kusuru bulunmayan şirket yetkilisinin bu sıfatla hukuki sorumluluğuna gidilemez. Bu nedenle, zararlandırıcı olayın meydana gelmesinde kişisel kusuru bulunmayan şirket yetkilisine yalnız bu sıfatı nedeniyle husumet yöneltilemez.[2]
  • İşverenin rücu alacağından sorumluluğu kasta ya da kusura dayanmakta olup, şahsi kusurları saptanamayan şirket ortaklarının tüzel kişiliğin kusurundan dolayı bu sıfatla Kurumun rücu alacağından sorumlu tutulmaları da kanun hükümleri karşısında imkânsızdır.[3]
  • Dava, doğrudan iş kazası nedeniyle sorumlu olan işveren hakkında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın[4] 26/1. maddesine göre açılmıştır. Davalı olması gereken gerçek işveren ise X İnş. Ltd. Şti.’dir. Tüzel kişiliği olan bu şirket hakkında davanın açılmış olması yanında, ayrıca ortak olan davalı H.K.’ın davalı olarak sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. [5]
  • Ticaret ortakları gibi kooperatifin de bir tüzel kişiliği kabul edildiğine göre, esasen sorumluluğunun sınırlı olduğunda çekişme bulunmayan kooperatifin borcundan (iş kazasından Kurumun rücu alacağı) dolayı ortaklarının bireysel olarak sorumlu tutulamayacağı ve sorumluluğun kooperatif tüzel kişiliğine ait olduğu gerçeği de yatsınamaz.[6]
  • Rücuan tazminatı davasında, kollektif şirketin yönetici ortağının kusurlu işlemlerinden dolayı şirkette sorumlu olduğu için husumet sadece ortaklara değil şirket tüzel kişiliğine de yöneltilir.[7]

III- DEĞERLENDİRME

Limited şirket, alacaklılara karşı bütün malvarlığı ile yani sınırsız olarak sorumludur. Başka bir deyişle, şirketten alacaklı olanlar ancak, tüzel kişiliğe sahip olan, şirkete başvurmak zorundadırlar. Dolayısıyla şirkete ait işyerinde meydana gelen kazadan ötürü hak kaybına uğradığını iddia eden kimsenin şirket aleyhine dava ikame etmesi gerekmektedir. Limited şirket ortağına yönelen hak talepleri şirketler hukuku açısından yerinde değildir.

IV- SONUÇ

Yukarıda yer alan mevzuat ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde; Sosyal Güvenlik Kurumunun iş kazası nedeniyle doğan rücu alacağı, bir amme alacağı sayılmadığından, limited şirket ortaklarının iş kazasından dolayı şahsi olarak kusurlu oldukları saptanmadığı sürece, Sosyal Güvenlik Kurumunun rücu alacaklarına konu edilemezler. Burada, bu alacağın tahsilinde taraf tüzel kişiliktir, yani limited şirketin ta kendisidir.

 

 

[1] İşveren kavramı, 5510 sayılı Kanunun 12’nci maddesinde; sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak tanımlanmıştır.

[2] Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14.01.2014 tarih ve 2013/25282 E., 2014/232 K. sayılı kararı/Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 27.05.2014 tarih ve 2014/4883 E., 2014/11494 K. sayılı kararı.

[3] Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.05.2002 tarih ve 2002/3888 E., 2002/4353 K. sayılı kararı.

[4] 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olup, söz konusu madde hükmü 5510 sayılı Kanunun 21/1 maddesine karşılık gelmektedir.

[5] Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17.10.1994 tarih ve 1994/12030-17673 sayılı kararı.

[6] Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 30.04.1998 tarih ve 1998/3053-3217 sayılı kararı.

[7] Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 08.02.1999 tarih ve 7794/555 sayılı kararı.

Powered by Bilgeweb